Madem Ki Yokluğumla Daha Mutlusun - Cezmi Ersöz
Bu yazı 87 Kez okundu
yazan:CaRoLiNe_

Hayat soÄŸuk, yaÄŸmurlu ve vurdumduymaz bir İstanbul gecesiydi… Ve gece yaÄŸan yaÄŸmur hep ürkütürdü beni. YaÄŸmur deÄŸil yalnızlığımdı pencereleri damla damla yalayan, yıllarımı dolduran sensizlikti… Hep bir yanı yarımlık, hep senden uzaktalık, hayattaki tek ‘kimse’mden yoksunluk, yani kimsesizlikti. Bir kavuÅŸma mucizesine inanma yolunda harcanmış bir hayatın ansızın sonuna gelme, ve o mucizeyi yaÅŸayamadan bir başına ölme korkusuydu yaÄŸmur…
Yine yaÄŸmur yağıyor, yine gece… Yine İstanbul… Ve sen kollarımın arasından sıyrılıp kalkıyorsun yataktan. Nereye gidiyorsun sevgilim?
Sadece sana sarılarak uyuduÄŸumda nefes alabiliyordum. Beni kollarına aldığında, yüzümü masumiyetinin yurduna, o kimsesiz boynuna dayadığımda, kokunu kalbimle soluduÄŸumda… Uykun benim cennetimdi. Çünkü cennet sadece ikimizin olabildiÄŸi yerdi benim için. Ne sana aşık kadınlar, ne sevdiklerin, ne geçmiÅŸin, ne yarının…Uykunda sadece ikimiz vardık. AÅŸkıma dar gelen sevgi sözcüklerine ihtiyacım yoktu orada. Sana sevgimi anlatmaya, ispat etmeye ihtiyacım yoktu artık. AÅŸkımızın kokusuydu sana beni anlatan, sana seni anlatan…. Beni gerçekliÄŸin o soÄŸuk, o köpüklü dalgalarıyla yutan ve alıp alıp senden ötelere savuran hayatın dışındaki tek kaçış tünelimdi uykun.


Önce kolunu çekerdin başımın altından, sonra sırtını dönerdin. Usulca sarılırdım sana arkandan, seninle ya da sensiz geçen yılların hasretiyle… Ardından yavaÅŸ yavaÅŸ kollarımın arasından sıyrılırdın…Yıllardır taşımaktan yorulmadığım hasretin, tenimden tenime akan o ateÅŸ, ağır gelirdi bedenine… Uyuyamıyorum, nefes alamıyorum, lütfen sarılma, derdin… Yatağın bir ucuna sığınmış bedeninden kovulmak, hayatından kovulmak gibiydi benim için. Sığındığım, soluk aldığım tek cennetten kovulmak gibiydi. Beni uykunda terk etmen, gerçek hayatta terk ediÅŸinden bile ağır gelirdi. Yanıbaşındaki sensizlik, o rutubetli evimdeki, o baÅŸtan ayaÄŸa sen olan evimdeki unutulmuÅŸluÄŸumdan çok daha ağır gelirdi.
Seni kaybetme korkusu öyle iÅŸlemiÅŸti ki hücrelerime…Yataktan doÄŸrulduÄŸun anda bu korkuyla açılırdı gözlerim. Bilinçaltım konuÅŸurdu benim yerime… Su içmek ya da tuvalete gitmek için kalktığın asla aklıma gelmezdi. GittiÄŸini düşünürdüm yalnızca… O saatte kendi evini terk edip, nereye gidebileceÄŸini sorgulamadan, sadece beni o sonsuz hiçlikte, o en masum rüyada, cennetimizde, uykumuzda bir başına bırakıp, kaybolacağından korkardım. Bana hep aynı soruyu sorduran bu yüzyıllık korkuydu iÅŸte: Nereye gidiyorsun sevgilim?
Beni yeniden hayatın içinde, gerçeklerin ortasında bir başına mı bırakıyorsun? Beni yeniden unutuluş sürgünlerine mi gönderiyorsun? Nereye gidiyorsun sevgilim?
Oysa seni uyutmayan içindeki o yangınlı hesaplaşmaydı. Gece iner, aşıklar, yüzler, bedenler, anılar kaybolurdu; sadece ikimiz kalırdık. Ve sen uykunda sevgimle hesaplaşmaya dalardın. Cennette cehennemi hatırlardın.
Dönüp geriye bakıyorum da, sanki yıllar deÄŸil yüzyıllar geçmiÅŸ aramızdan… Aramızdan ayrılıklar, ihanetler, kayboluÅŸlar, vazgeçiÅŸler, yeniden bulmalar, korkular, yalnızlıklar, savrulmalar geçmiÅŸ. Ve bu iliÅŸki ne çok biçim deÄŸiÅŸtirmiÅŸ…
Seni yollarca, şehirlerce uzağından sevdim. Seni kelimelerce, şiirlerce yakınından sevdim. Seni dünya üzerinde sanki ilk kez benim için kalemi eline alıp da yazdığın mektuplarca sevdim. Seni umutsuzca, beklentisizce, hayallerce sevdim uzağından. Hayatımı öyle olduğu gibi bıraktım. Şehrine geldim, ama kalbine giremeden sevdim. Neydik biz o yıllarda hiç düşündün mü? Neydik birbirimiz için sevgili?
Geldim. Bana destek olacak, sırtımı vereceÄŸim bir aÅŸkın yoktu arkamda. Kendime yeni bir hayat kuracağım yalanını, kendim dahil, sen dahil herkese söyledim. Oysa tek istediÄŸim seninle birlikte bir hayattı. Öyle cesaretsizdim ki karşında ve öyle açık sözlüydün ki bana karşı, ancak iddiasız bir sığınmacı olabildim hayatında. Hayatına iltica etmek isteyen bir yürek sürgünü… Bir aÅŸk meczubu sadece…
Dürüstlük kimi zaman yalanlardan çok daha acımasızmış, sevgili… GerçeÄŸin buzdan ülkesinde yapayalnız kalan yürek, hayatta kalabilmek için yalanları bile özleyebilirmiÅŸ kimi zaman… Bana aksini ispat etmek için elinden geleni yaptığın o yıllarda, buzlar ülkesinde biraz olsun ısınabilmek için, aslında beni sevdiÄŸin yalanına inandırmıştım ben de kendimi…
AÅŸkıma kapalı bir kapının önüne bırakılmış yaralı bir kuÅŸ gibiydim. İnanacak, bir ibadet gibi yaÅŸayacak tek ÅŸeyimdi senin aÅŸkın. Karşılıksız, güvensiz, sessizce yaÅŸanan bir aÅŸk… Nasıl da hoyrattın bana karşı… Kalbinde deÄŸil miydim gerçekten? Neydik biz söylesene? O yıllarda senin neyindim ben sevgili? Can yoldaşın mı? Yol arkadaşın mı? Dostun mu? Sevgilin mi? ..
Sonra bir gün geldi ve unutuldum. Ve bu sorular birer birer bıçak gibi saplandı yüreÄŸime ve yüreÄŸimde yanıtlarını buldu. UnutuluÅŸ hepsinin acımasız cevabı oldu. Sonrası dipsiz bir karanlık… Sonrası çaresiz bir çıldırış…
Hayata karışmamak için tek kalkanım, tek sığınağımdı aÅŸkın. Tek silahımı yitirdim ve hayata teslim oldum. Aldı beni savurdu baÅŸka bedenlere, parçası olamadığım o kırık dökük öykülere…
Kırgınlık kimlik deÄŸiÅŸtirdi ve vazgeçiÅŸ oldu benim için. Unutmanın en ağırı unutamadan unutmaktır. Seni sonsuza kadar kaybetmek kimlik deÄŸiÅŸtirdi ve unutmak oldu benim için. Seni unuttuÄŸum yalanıyla hayatı kandırmaya çalışınca hayat hiç olmadığı kadar acımasız tokatlar indirdi yüzüme… Sonrası dipsiz karanlık… Sonrası hatırlamaya bile dayanamadığım düş yıkımları… Sonrası kesif, karanlık ve rutubetli bir kuyu… Koskoca bir boÅŸluk… Sonrası ‘yalnızlık’ kelimesine sığmayacak kadar derin bir yalnızlık…
Kaç zaman sonra bilmiyorum, bir gün geldi ve beni yeniden hatırladın. YokluÄŸumda kendine kurduÄŸun hayat, beni yasak bir iliÅŸki haline getirdi bu kez de… Ve bu iliÅŸki bir kez daha kimlik deÄŸiÅŸtirdi. Seni, bir baÅŸkasıyla birleÅŸtirdiÄŸin hayatına uzaktan bakarak, kalbimi kıskançlığın lanetli hırsına teslim ederek, kısıtlı zamanlarda, gizli saklı buluÅŸmalarda, o doyumsuz kaçamaklarda sevmeyi de öğrendim… Hasretinin o tarifsiz kokusu burnumu sızlatırken yapayalnız uyumayı da öğrendim. YaÄŸmurlu İstanbul gecelerinde o baÅŸtan ayaÄŸa sen olan evimde kaderimle kıyasıya yaÅŸamayı da öğrendim, sevgili…
O zamansız unutuluÅŸun ardından yeniden hatırlanmanın sevinci, seni paylaÅŸmaya boyun eÄŸmenin ve hep gizliliÄŸin gölgesinde kalacak olmanın acısına büründü. Uykunda soluÄŸunun bir baÅŸka soluÄŸa karıştığını bilerek geçirdiÄŸim sayısız gecelerde, gururumu parça parça bölüp aÅŸkıma kurban verdim. O tarifsiz aÄŸrıyı uyuÅŸturmak için ruhumdan, kimliÄŸimden, kadınlık onurumdan vazgeçtim. Her ÅŸeye raÄŸmen direnebilmek için kendimden vazgeçtim. Geriye dönüş kapılarını sonsuza kadar kapatmış oldum böylece. Ruhumdan kendimi kovup, tüm hücrelerime sadece aÅŸkını yerleÅŸtirdim. İşte o andan itibaren, sensizlik artık bensizlik oldu sevgili…
Nasıl da telaÅŸlı, nasıl da soluk soluÄŸa yaÅŸardık o kaçamak anları… AÅŸkımızın en karanlık, en gerçek, ama en yoÄŸun anlarıymış onlar… Sensiz geçen gecelerde yüreÄŸimde biriken kıskançlığın, öfkenin, kırgınlığın ve hasretin hummalı karanlığı, sana kavuÅŸtuÄŸum anlarda sevinçten çıldırmanın eÅŸiÄŸinde tarifsiz bir hazza dönüşürdü… Nasıl da ateÅŸliydi seviÅŸmelerimiz… Sana yeniden dokunmak, sanki bulutlara öpücükler kondurmak gibiydi… Huzurla huzursuzluk, hasret ve kavuÅŸma, aÅŸk ve öfke, merhamet ve acımasızlık, kırgınlık ve bağışlama her ÅŸey ama her ÅŸey sevgimizin taÅŸkın sularında birbirine karışırdı. İki kalbin bir ömre sığdırabileceÄŸi tüm duyguları biz o kısacık anlarda soluk soluÄŸa yaÅŸardık…
Sonra hayatını deÄŸiÅŸtirdin. Yeniden özgürlüğüne kavuÅŸtun. Ve bu iliÅŸki bir kez daha biçim deÄŸiÅŸtirdi. Yıllardır bir savruluÅŸ halinde aramızdan akıp giden aÅŸkımız, nihayet dingin, doygun ve emin bir sığınak bulmuÅŸtu kendine. O savruk yıllar bile koparamamıştı ya bizi birbirimizden, artık hiçbir ÅŸey bu aÅŸkı yıkamazdı. İhanetlerin, unutuluÅŸun, hayatın sınavından geçmiÅŸti aÅŸkımız. Tam da birbirimizi hayattan çok uzakta, dokunulmaz bir boyutta sevdiÄŸimize inanmaya baÅŸlamışken, dudaklarından dökülen o lanetli cümle korkularımı yeniden uyandırdı, geçmiÅŸi zamandan koparıp aramıza soktu yeniden: ‘Varlığın artık bana acı vermiyor…’
Ah sevgilim, ayrılık trenini çoktan kaçırmadık mı biz? Bulup bulup kaybetme oyunlarını çoktan tüketmedik mi? O dünyevi aÅŸk oyunlarından, kıskandırmalardan, kaçamaklardan çoktan vazgeçmedik mi? Birbirimizi en ağır ihanetlerde sınamadık mı? Anlamadın mı artık, varlığım sana acı vermek için deÄŸil… Sadece seni sevmek için yaÅŸadım ben!
Senin için bir iliÅŸkide girilebilecek bütün kimliklere bürünmedim mi? Önce aÅŸkla deÄŸil kalbinin boÅŸluÄŸuyla tutunduÄŸun bir can yoldaşıydım… YüreÄŸin bir baÅŸkasına kapılarını açtığında hayatından dışlanıp unuttuÄŸun oldum sonra… BaÅŸka hayatlarda, baÅŸka iliÅŸkilerde seni unutmaya çalışırken, belki de aslında sadece seni ararken kıskançlıktan deliye döndüğün oldum… Kalbime geri dönmek istediÄŸinde gururumun gemilerini yakıp, metresin oldum… Vicdanın oldum senin… Merhametin oldum… PiÅŸmanlığın oldum… Hazzın en sıradışı boyutlarını seninle paylaÅŸan fahiÅŸen oldum… Arkadaşın oldum… KardeÅŸin oldum… Sevgilin oldum… Söylesene kaç kez biçim deÄŸiÅŸtirdi bu iliÅŸki? Kaç kez kimlik deÄŸiÅŸtirdim seni sevebilmek için…
Anlamadın mı artık, varlığım sana acı vermek için deÄŸil. Sadece seni sevebilmek için yaÅŸadım ben… Hala seninle geçireceÄŸim anların telaşıyla tüketir gibi yaşıyorum sensiz geçen günlerimi. Yıllar geçti, hala seni görecek olmanın kalp çarpıntılarıyla, yalnız senin için giyiniyorum en güzel giysilerimi. Sen güzel bulasın diye geçiyorum aynaların karşısına.
Seninle geçen zaman bir daha tekrarı olmayan, doÄŸaçlama bir melodi gibi benim için… Sanki birlikte yazılmış kaderimizin sayılı dakikalarından an çalıyorum. Öylece karşında oturup seni seyretmeyi, sana yemek hazırlamayı, seninle sohbet etmeyi, dostlarını ağırlamayı, seninle birlikte uyumayı, yani paylaÅŸtığımız ne varsa hepsini bir daha asla okuyamayacağım bir ÅŸiiri kelime kelime içime sindirir gibi, soluk soluÄŸa hissederek yaşıyorum… Öyle birikmiÅŸsin ki içimde… Seni yaÅŸamakla tüketmem, seni sıradanlaÅŸtırmam mümkün deÄŸil. İçime çektikçe çoÄŸalıyorsun…
Åžimdi varlığım her geçen dakika daha da daralan gizli bir çember örüyor etrafına. Her geçen gün biraz daha uzaklaşıyor, biraz daha kanıksıyorsun beni… O peÅŸini bırakmayan yaralı geçmiÅŸin aramıza korku duvarları örüyor. Hayatını tüm kalbimle kucakladığımı hissettiÄŸim anda ansızın yüzünde beliren o eski kaygıların alıp seni benden çok uzaklara, derinlere, yalnızlık kuyularına sürüklüyor. Yeni isimler, yeni aÅŸk öyküleri, baÅŸka yüzler, baÅŸka bedenlerle kaçış planları yapıyorsun kendine… Gece ansızın seni uyandıran, kolunu başımın altından çeken, seni yatağın ucuna kadar götüren, uykunu bölüp ayaÄŸa kaldıran ve bana hep o aynı soruyu sorduran bu korkular deÄŸil mi…: ‘Sevgilim nereye gidiyorsun?’
Sevgilim nereye gidiyorsun? Orada ne var? BenliÄŸini kıstırdığın duvarların arkasında soÄŸuk, uçsuz bucaksız bir yalnızlıktan baÅŸka ne var? Neden kaçıyorsun? Neden bu aÅŸkı sonsuzluÄŸa, özgürlüğe, daha önce hiç yaÅŸamadığın sınırsızlığa bir kapı olarak görmüyorsun? Ben senden gitme ihtimalini hiçbir zaman çalmaya yeltenmedim ki… Sevgim seni tüketmek deÄŸil, çoÄŸaltmak içindi… Sevgim dünyanın yaÅŸanılası bir yer olduÄŸuna inanman, inanmamız içindi… YüreÄŸimizin çok derinlerinde yaÅŸayan o iki masum çocuÄŸun soluk alabilmesi için bir gökyüzüydü sevgim… Ben senin kanatlarını hiçbir zaman çalmadım ki…
Öyle çok reddedildim ki, öyle çok unutuldum ki senin tarafından, sensiz kalmak yüreÄŸimi ezen tek korku artık. Öyle ki hayatım yalnız bir korku halinde ayakta duruyor ÅŸimdi… Korkumu gerçeÄŸe büründürdüğün anda yıkılıp gideceÄŸim. Her ÅŸeyi tükettim. Hayata tutunmak adına ne varsa her ÅŸeyi yaktım seni sevebilmek için… Tüm sabrımı, kendime ve insanlara güvenimi, sevginin hayatın tek harcı olduÄŸuna olan inancımı… Artık senden baÅŸkasına verecek enerjim, sevgim ve hayatla hesaplaÅŸacak bir benliÄŸim kalmadı. Geriye dönüp sığınacak bir kendim kalmadı…
Åžimdi bana varlığımın sana acı vermediÄŸini söylüyorsun. Gitmemi istiyorsun, sonra yeniden gelmemi… Ve sonra yeniden gitmemi… Beni sensizliÄŸin o dipsiz çukuruna önce sarkıtıp, sonra yeniden gün ışığına çıkarıyorsun. Sevgimi, yokluÄŸumu hissettiÄŸin yerde bulmak istiyorsun. AÅŸkımın benliÄŸini ve hayatını ele geçirmesinden duyduÄŸun o sebepsiz korkuyu yenmek için, bana seninleyken tekrarı olmayan bir ÅŸiiri hatırlatan zamanın, sana benimleyken gösterdiÄŸi monoton ve tüketici yüzünü yok etmek için oynadığın bir oyun bu belki de… Beni deliliÄŸin sürgünlerine yollayıp, sonra yeniden kalbine çağırıyorsun.
Korkuyu beklemenin telaşı korkunun kendisinden çok daha ürkütücü biliyor musun? İşte bu yüzden sensizliÄŸin karanlık kuyusuna kendi ellerimle bırakıyorum kaderimi. Korkuyu beklemekten vazgeçiyorum, ama asla seni sevmekten deÄŸil, sevgili… Sana veda etmeden kayboluÅŸa karışmam da aslında sadece bunun için…
Madem varlığım acı vermiyor sana, madem ki ancak yokluÄŸumda sevgimi hissedebiliyorsun, öyleyse yokluÄŸumla kal sevgili… Madem ki yokluÄŸumla daha mutlusun, o halde yokluk benim bu aÅŸk için büründüğüm son kimlik olsun…


 
Bu yazı Salı, 27 Mayıs 2008, 23:36 tarihinde Haberler kategorisi altında yayımlandı. Bu yazıya yapılacak yorumlardan haberdar olmak için RSS 2.0 beslemesini kullanabilirsiniz. Yorum yapabilirsiniz, veya kendi sitenizden geri izleme yapabilirsiniz.