|
Fatih Sultan Mehmed( 11.01.1432)/(26.02.1481)
Bu yazı 56 Kez okundu yazan:CaRoLiNe_
Yedinci Osmanlı padiÅŸahı ve İstanbul’un Fatihi.Saltanatı: 1451-1481 Sultan Murat Han, oÄŸlu ÅŸehzade Mehmet’i yalnız din ve fen ilimlerinde yüksek bir tahsil yaptırmak ve bir takım kültür dillerine (Arapça, Farsça, Latince, Yunanca ve Sırpça) sahip olarak yetiÅŸtirmekle kalmadı. O, bu kudretli ve kabiliyetli ÅŸehzadeye tecrübeli devlet adamlarından ve büyük alimlerden müteÅŸekkil yüksek bir muhiti, maddi-manevi bakımlardan devrin en üstün bir ordusunu ve nihayet bütün düşmanlarını ve Haçlı ordularını yere seren rakipsiz ve saÄŸlam bir devleti de miras bırakmıştı. Bununla beraber 21 yaşında tahta oturan genç Hakan, daha ilk günlerde devleti ve ordusunu daha büyük hamleler yapacak bir kudrete ulaÅŸtırdı. ÅžehzadeliÄŸinden beri bir an önce İstanbul’u fethetmek ve Hazret-i Peygamber’in “Konstantiniyye (İstanbul) muhakkak fethedilecektir. Bu fethi yapacak hükümdar ne güzel hükümdar ve onun askerleri ne güzel askerdir.” müjdesine mashar olmak istiyordu. Bu gaye ile askerî tarihin kaydettiÄŸi ilk büyük ateÅŸli silahlar ve toplar ile ordusunu dayanılmaz bir kudret haline getirdi. Ayrıca 1000 yıllık tarihi boyunca bütün muhasaraları muvaffakiyetsizliÄŸe uÄŸratan surları aÅŸmak için seyyar kuleler kurdu. Nihayet 6 Nisan’da baÅŸlayan kuÅŸatma, 22 Nisan’da Fatih’in donanmayı BeÅŸiktaÅŸ’tan Haliç’e indirmesiyle çok ÅŸiddetli bir duruma girdi. 29 Mayıs 1453′te yapılan son taarruzla ÅŸehri alarak OrtaçaÄŸ’a son verdi. Beyaz bir at üzerinde ve muhteÅŸem bir alayla Topkapı’dan ÅŸehre giren Fatih Sultan Mehmet, doÄŸruca Ayasofya’ya gitti. Kapıya gelince attan inip, secdeye vardı. Mabedi temizletti, tasvirlerden kurtardı ve ilk Cuma namazını orada bütün gazilerin sevinç ve heyecanları içinde kıldı. Daha sonra Ayasofya’nın kıyamete kadar cami kalmasını yazılı vasiyet ve vakıf eyledi. Fatih Sultan Mehmet bundan sonra, Osmanlı Devleti’ni bir Cihan İmparatorluÄŸu haline getirme ve İslamiyet’i bütün dünyaya yayma mücadelesine giriÅŸti. O; “Dünyada tek bir din, tek bir devlet, tek bir padiÅŸah ve İstanbul da cihanın payitahtı olmalıdır” diyordu. Nitekim bu gaye ile Fatih kısa zamanda Anadolu’da İsfendiyar, Trabzon, Karaman ve Akkoyunlu memleketlerini ilhak etti. Dulkadir beyliÄŸi ile Kırım hanlığını tabiiyeti altına aldı. Yunanistan, Arnavutluk, Bosna-Hersek, Sırbistan (Belgrad hariç), Eflak-BoÄŸdan ve sair ülkeleri fethetti. Birçok krallık, imparatorluk, hanlık ve beylik ortadan kaldırıldı ve Osmanlı toprakları Tuna’dan Fırat’a kadar yayıldı. Anadolu’da milli birlik tesis edildi. Bu büyük Türk Sultanı 1481 senesi ilkbaharında üç yüz bin kiÅŸilik bir ordunun başında olarak yeni bir sefere çıktı. Ancak, Hünkar çayırı denilen mevkide hastalandı ve çok geçmeden 3 Mayıs 1481′de vefat etti. Özel doktoru olan Yahudi dönmesi Yakup PaÅŸa tarafından zehirlendiÄŸi de söylenmektedir. Naşı, adına yaptırdığı caminin bahçesine defnedildi. Sonra üzerine türbe yapıldı. Fatih Sultan Mehmet, ince yüzlü, uzunca boyla, dolgun vücutlu olup, seyrek güler, yüzüne bakıldığında hürmet ve korku telkin ederdi. Her ÅŸeyi öğrenmek isteyen zeki bir araÅŸtırıcı idi. Harp sanatından çok hoÅŸlanır, yapacağı seferlerden en yakınlarını bile haberdar etmez ve bunların gizli kalmasına çok dikkat ederdi. “Sırrıma sakalımın bir tek telinin vakıf olduÄŸunu bilsem onu yolar atarım” sözü meÅŸhurdur. SoÄŸuÄŸa-sıcaÄŸa, açlığa-susuzluÄŸa ve yorgunluÄŸa karşı çok dayanıklı idi. Trabzon üzerine çıktığı seferde Zigana daÄŸlarını yaya olarak bin bir müşkilatla geçerken yanında bulunan Uzun Hasan’ın annesi, Sara Hatun; “Ey oÄŸul! Bir Trabzon için bunca zahmet deÄŸer mi?” deyince, yüce Hakan; “Bu zahmet din yolunadır, ahirette Allahü tealanın huzuruna varınca inayet ola. Zira elimizde İslam kılıcı var. EÄŸer bu zahmeti ihtiyar etmezsek bize gazi demek yalan olur” cevabını verir. Fatih, büyük ilim, din, kültür ve sanat adamlarını etrafında toplayarak İslam medeniyetine yeni bir hamle verdi ve İstanbul’u devrinde bu medeniyetin ve dünyanın en yüksek bir merkezi halime getirdi. Molla Gürani, Hocazade, Molla Hüsrev, Hızır Bey, Molla Yegan, Ali Kuşçu ve AkÅŸemseddin meclisinin en mühim simaları idi. Devrinde Osmanlı Devleti’nin bütün temel müessese ve teÅŸkilatı en mükemmel bir hale geldi. Zeytinyağı döktürerek insanlık tarihinde “yaÄŸla makine soÄŸutmasını”, havan topunun balistik hesap ve planını yaparak dik mermi yollu ilk silahı keÅŸfeden de odur. Yine onun devrinde baÅŸta İstanbul olmak üzere, imparatorluÄŸun bütün ÅŸehirleri cami, mescit, medrese ve sair eserlerle donatılmıştır. Bunu Böyle Bilesiniz Fatih Sultan Mehmet Han’ın namaz kılınmasına dikkat edilmesi hususunda Rum vilayetlerine gönderdiÄŸi ferman şöyledir: “Allahü teala, emirlerinin yerine getirilmesini bize nasip ve müyesser eylesin. Bu hükümde bildirmek istediÄŸim husus ÅŸudur: Rum diyarındaki ÅŸehir ve kasabalarda ve buraların köylerinde yaÅŸayan müslüman ahali, İslam dininin emir buyurduÄŸu farzları yapıp, sünnetlerine riayet etmekte, Kelam-ı kadime ve Furkan-ı mecide yani Kur’an-ı kerime, hadis-i ÅŸeriflere uymakta gevÅŸeklik gösterip muhalefet ederler imiÅŸ. Allahü tealanın “Namazı ikame ediniz:” emrini çiÄŸneyip; “Namaz dinin direÄŸidir. Onu dosdoÄŸru kılan dinini ikame etmiÅŸ olur. Terk eden dinini yıkmış olur.” hadis-i ÅŸerifine uymayıp, tuÄŸyan yoluna sapanlar ve böylece mescit ve camileri viraneye ve harabeye döndürüp, fısk ve fücur, yani günah iÅŸlenen yerleri mamur ederler imiÅŸ. Bu ve buna benzer haberler bize ulaşıyor. EÄŸer bunlar doÄŸru ise, emr-i bil ma’ruf ve nehy-i anil münker eylemek üzerime vacip olduÄŸundan, ileri gelen bir adamımı bu iÅŸ için vazifelendirdim. O inceleyip takip edecek. Şöyle emir eyledim ki: “Her kim namazı terk ederse, dövülmek ve mali cezaya çarptırılarak ta’zir eylemek meÅŸru olduÄŸundan, İslam dininin emri gereÄŸi artık Rum diyarında namazını geçirenler tespit edilip, tamam haklarından gelinsin. Halka namaz kılmaları tenbih edilip, kılmayanlar hakarete uÄŸratılıp teÅŸhir edilsin. Hiç kimse ne olursa olsun bu icraata mani olmaya!.. Rum sancağı beyleri ve kadıları ve subaşıları ve bunların emrindeki diÄŸer memurlar gönderdiÄŸim vazifeliyle bu hususta elbirlik edip yardımcı olalar. Böylece İslamiyet’in yüce ahkâmı, emri ve yasaklarını yerine getirmekte gevÅŸeklik ve tenbelliÄŸe asla meydan verilmeye, Öyle ki, mescitler dolacak, medreseler mamur edilecek ve din-i İslam kuvvetlendirilmiÅŸ olacaktır. Böylece müslümanlar refah, huzur ve saadet içinde olup, PadiÅŸahın devam-ı devletine ve kudretinin artmasına duacı olacaklardır. Bunu böyle bilesiniz. Alamet-i ÅŸerifeme (tuÄŸrama) itimat kılasınız.”  Â
Bu yazı
Salı, 03 Haziran 2008, 00:06 tarihinde
Biyografiler kategorisi altında yayımlandı.
Bu yazıya yapılacak yorumlardan haberdar olmak için RSS 2.0 beslemesini kullanabilirsiniz.
Yorum yapabilirsiniz, veya kendi sitenizden geri izleme yapabilirsiniz.
|
|


YORUM YAZ
Favorilerinize ekleyin!