Sanki Osmanlı devletini Atatürk yıkmış  gibi gerçeklere taban tabana zıt olan, ama Atatürk’ün gerçekleştirdiği Türk demokrasi  devrimine düşman   iç ve dış sömürgenlerden aferin almasını sağlayacak    bir imada  bulunmuştu.
Yeni filmi için  kendisinin “Belgeselde, toprağını kaybetmiş ve bunun derin acısını yaşayan, kendisine yeni bir yurt kurmaya çalışan, nitekim bu konuda başarılı olan bir çocuğun öyküsü”  diyen sözlerini, Misak-ı Milli’yi, sosyolojik, tarihsel, kültürel temelleri olan bir “Türk yurdu” değil de, ‘Selanik’in yitirilmesine karşı yapay olarak oluşturulan bir yurt’ gibi sunmaya yönelik,     gerçekleri tepe-takla eden, ama bunu da yine  ürkekçe yapan bir çaba sayabiliriz. 
 Bu yaklaşımla Atatük filmleri hazırlayıp yayınlamak, gerçekten büyük sorumsuzluk sayılmalıdır: Tarihe karşı, Türk ulusuna karşı ve yalnız Türk ulusunun değil, tüm insanlığın övünç  kaynağı bir büyük düşünür-öndere karşı   sorumsuzluk.
“Suret-i haktan görünüp”, gerçek dışı, yanıltıcı, demokrasi düşmanlarından “aferin” almaya  yönelik yayın yapılması, düşünce ve yayın özgürlüğünün kötüye-kullanılması olarak görülmelidir.
Atatürk üzerine ve genel olarak Türkiye Cumhuriyetinin Türk Devrimiyle oluşan temel ilke ve kurumları  üzerine yapılan yayınlar, Atatürk’ün “Basın ve yayın özgürlüğü” konusundaki uyarıları eşliğinde  değerlendirilmelidir. 
Bu uyarıları benim burada belirtmeme olanak yok.
Atatürk’ün günümüz Türkçesine aktardığım “YURTTAŞ İÇİN MEDENİ BİLGİLER” kitabının (CEM YAYINLARI) “ÖZGÜRLÜKLER” bölümüne bakılırsa, genellikle basın ve yayın araçlarının bugün içine düşmüş olduğu düzeyin etkenlerini ve bunlara  karşı nasıl önlemler alınmak gerektiği   bu uyarılardan çıkarılabilir.
Bir yanda,     dünyanın dört kıtasından birçok tanınmış bilim, sanat, siyaset ve askerlik şahsiyetinin, 21. yüzyıla girerken,  oy birliği ile Atatürk’ün tüm insanlık için kalıcı katkılarını dile getirmekten onur duyması (Bknz: DÜNYA DÜŞÜNÜRLERİ GÖZÜYLE ATATÜRK VE CUMHURİYETİ; T.İş Bankası Yayını)…
Bir yanda Can Dündar ve O’nun gibi yayınlar yapanların tutumu…
Ne diyelim, “YERE düşmekle cevher sâkıt olmaz kadr ü kıymetten”…

 

 

 

 

  

 Rakım Çalapala mı Can Dündar mı?
Merhaba sevgili okuyucular. Bu hafta yine güzel filmler gösterime giriyor. Haftanın filmlerine geçmeden önce 29 Ekim 2008’de gösterime girecek olan Can Dündar’ın yazıp yönettiği “Mustafa” Atatürk’ün hayatını konu alan belgesel nitelikli filmden bahsetmek istiyorum. Mustafa ismi, hafızamda yer eden bir başka “Mustafa” isimli romanı hatırlamama sebep oldu. Rakım Çalapala’nın Remzi Kitabevi’nden çıkan 120 sayfadan oluşan ve on birinci baskısı yapılmış kitap aklıma gelince acaba dedim Can Dündar, Mustafa’yı bu kitaptan mı esinlenerek filme aldı diye düşünmeye başladım. Filmi henüz daha izlemedim. Ama televizyonlarda dönen fragmanlarda benziyor gibi geldi. Filmi izlemeden herhangi bir yorum yapmak istemiyorum. Kaldı ki Milli Eğitim Bakanlığı’nca okullara tavsiye edilen “Mustafa” Atatürk’ün romanı ilk defa 1944 yılında Hürriyet Gazetesi Kurucusu Sedat Simavi tarafından (7 Gün Yayınları) arasında yayımlanmış. Daha sonra ise 1948, 1950, 1957, 1959, 1961, 1962, 1963 ve 1967 yıllarında yeni baskıları yapılmış…

Prof. Dr. Özer Ozankaya

 

 


 
Arkadaşına Gönder Arkadaşına Gönder    |    YORUM YAZ   |    Bu Sayfayı Yazdır Bu Sayfayı Yazdır    |    Favorilerinize ekleyin!
Bu yazı Çarşamba, 29 Ekim 2008, 20:54 tarihinde Atatürk, Tarih kategorisi altında yayımlandı. Bu yazıya yapılacak yorumlardan haberdar olmak için RSS 2.0 beslemesini kullanabilirsiniz. Yorum yapabilirsiniz, veya kendi sitenizden geri izleme yapabilirsiniz.

Arkadaşına Gönder Arkadaşına Gönder    |    YORUM YAZ   |    Bu Sayfayı Yazdır Bu Sayfayı Yazdır    |    Favorilerinize ekleyin!
 
ATATÜRK VE TÜRK DEVRİMİ ÜZERİNE “GELİŞİGÜZEL” YAYIN YAPILMALI MI?
Bu yazı 24 Kez okundu
yazan:admin

CAN DÜNDAR-MUSTAFA


 
“SARI ZEYBEK” Belgeseli ile köşeyi döndü.
“HİLTON” Yazısı ile Atatürk’ü 13 yaşındaki bir kıza aşık olduğunu anlatmaya çalıştı, “TÜRKİYE YAZARLAR BİRLİĞİ ve ZAMAN GAZETESİ” sponsorluğunda “SAİD-İ NURSİ” Belgeseli yaptı.

Şimdi yeniden “MUSTAFA” adı ile M.K. ATATÜRK’ün hayatını güya belgesel
yapıyor!

Mustafa Kemal ve silah arkadaşlarının kurduğu Türkiye Cumhuriyetini ve bu cumhuriyeti savunanların yok edilmeye çalışıldığı bir süreçte yeni bir ideolojik saldırıyla karşı karşıyayız.

*Çanakkale Savaşı yok sayılıyor.

*Kurtuluş Savaşı yok sayılıyor.

*Mustafa Kemal Atatürk’ün bütün değerleri yok sayılıyor.

*Mustafa Kemal’in silah arkadaşlarıyla kurduğu Türkiye Cumhuriyeti
emperyalist güçler ve onlarla işbirliği yapan güçlerle tasfiye edilirken 350
bin üro sponsorlukla devşirilen bir film piyasaya sürülüyor.*

*Film içinde film.

*Turkcell, sponsorluktan vaz geçiyor bazı nedenlerle.

*Ermeni konferansına üniversitesinde izin veren Sabancı filme sponsor
oluyor.

Can Dündar’a ve yaptığı ‘Mustafa’ filmine doğru tanı konulmuştur: “Pek üstünde durulmadan (çaktırmadan) Atamızın gece hayatını, içkiyi seven, din karşıtı, demokrasi demesine rağmen en yakın dostarını bile ipe gönderebilecek bir diktatör olduğu ima ediliyor.”

Can Dündar, “Sarı Zeybek” filmine de, daha ilk tümcesinde “Koca bir imparatorluğu yıkan adam   ..”  diyerek, yani gerçekte “övgü altında yergi” yaparak başlamıştı.