Atatürk Milli Birliği Kuruyor
Bu yazı 53 Kez okundu
yazan:CatastrophiC

Mustafa Kemal PaÅŸa, Mondros Mütarekesi’nin imzalanmasından bir gün sonra Yıldırım Ordular Grubu Komutanlığına getirilmesinin ardından, 7 Kasım 1918′de bu komutanlığın kaldırılmasıyla 13 Kasım 1918′de İstanbul’a geri döndü. O günlerde AteÅŸkes ÅŸartları gereÄŸince ordumuz dağıtılmış, silah ve cephanesi elinden alınmıştı. Tarihin en büyük devletlerinden biri olan Osmanlı İmparatorluÄŸu galip devletler tarafından paylaşılmaktaydı.

Anadolu toprağı İngilizler, İtalyanlar, Fransızlar ve Yunanlılar tarafından iÅŸgal edilmiÅŸti. Çanakkale Savaşı’nda kahraman Türk Ordusu’nu geçemeyen düşman gemileri, BoÄŸazlar’ı ve İstanbul’u iÅŸgal etmiÅŸlerdi. İstanbul Hükümeti tamamen İtilaf Devletleri’nin kontrolü altına girmiÅŸti. İtilaf Devletleri subay ve ajanları, Anadolu’nun hemen her yerinde azınlıkları kışkırtıyorlardı. Kısacası, I. Dünya Savaşı sonrasında Osmanlı topraklarında eÅŸine daha önce rastlanmamış bir karışıklık hüküm sürüyordu.

Ülkenin içine düştüğü olumsuz ÅŸartlar, aslında Mustafa Kemal PaÅŸa’nın daha önceden tahmin ettiÄŸi geliÅŸmelerdi. Büyük Önder, 5 Kasım 1918′de orduların terhis edilmesi hakkında, Sadrazam Ahmet İzzet PaÅŸa’ya bir uyarı mahiyetindeki ÅŸu telgrafı çekmiÅŸti:

“Ciddi olarak arz ederim ki, gereken tedbirleri almadıkça orduyu terhis etmeyiniz! Åžayet orduları terhis edecek ve İngilizlerin her dediÄŸine boyun eÄŸecek olursak düşman ihtiraslarının önüne geçmeye imkan kalmayacaktır.”1

Bu telgraf Mustafa Kemal’in kiÅŸiliÄŸinde ümitsizliÄŸe asla yer olmadığının da bir kanıtıdır. Vatanın düşmanlar tarafından tamamen iÅŸgal altında olduÄŸu zor ÅŸartlar içinde dahi O, inancını kaybetmemiÅŸ, kurtuluÅŸ çareleri aramaya baÅŸlamıştı. Fakat aynı kararlılığı İstanbul Hükümeti gösteremiyordu.

Dönemin Osmanlı Hükümeti düşmana karşı ne kadar teslimiyetçi ise, halk da o kadar tepkili idi. Yüzyıllardır Türklere vatan olmuÅŸ Osmanlı topraklarını iÅŸgale yeltenenler karşılarında mahalli kuvvetleri buluyorlardı. Taraflar arasında kanlı çarpışmalar cereyan ediyordu. Trakya ve Anadolu’nun her bölgesinde kurulan teÅŸkilatların baÅŸlıca amacı, Türk topraklarını düşmanlar ve iÅŸgalcilerden temizlemekti. Bunlar Müdafaa-i Hukuk, Muhafaza-i Hukuk, Redd-i İlhak gibi isimler altında toplanmışlardı. Ancak milli teÅŸkilatların birlik ve beraberlik içinde deÄŸil, dağınık kuvvetler ÅŸeklinde hareket etmeleri, Milli Mücadele’de arzu edilen nihai baÅŸarıyı getirmiyordu.

Bu hareketlerin yanı sıra özellikle İstanbul’da kurtuluÅŸu İngiliz, Fransız veya Amerikan mandası altında arayan, büyük devletlerin himayesinden medet uman, İngiliz Muhipleri Cemiyeti, Wilson Prensipleri Cemiyeti, Türk-Fransız Muhipleri Cemiyeti, Cemiyet-i Akvam, Müzaheret Cemiyeti gibi birtakım teÅŸkilatlar türemiÅŸti. Adı geçen cemiyetlere mensup pek çok insan Anadolu’dan doÄŸacak milli bir harekete inanmıyordu.

Büyük Önder Mustafa Kemal ise, ülkenin içinde bulunduÄŸu karmakarışık durumdan tek bir çıkış yolu olduÄŸuna inanıyordu: Milli egemenlik esası üzerine kurulmuÅŸ tam bağımsız yepyeni bir Türk Devleti. Nitekim Atatürk’e göre önemli olan: “Türk Milleti’nin haysiyetli ve ÅŸerefli bir millet olarak yaÅŸamasıydı. Ne kadar zengin ve refah içinde olursa olsun, istiklalden mahrum bir millet, medeni insanlık karşısında uÅŸak olmak mevkiinden yüksek bir muameleye layık görülemezdi. Yabancı bir milletin himaye ve efendiliÄŸini kabul etmek, insanlık vasıflarından yoksunluÄŸu, acizlik ve miskinliÄŸi itiraftan baÅŸka bir ÅŸey deÄŸildi. Halbuki Türk’ün haysiyet ve gururu çok yüksek ve büyüktü. Böyle bir millet esir yaÅŸamaktansa mahvolsun daha iyiydi.”2 Bundan böyle gerçek kurtuluÅŸu isteyen Milli Mücadele’nin parolası ÅŸu olacaktı: “Ya istiklal ya ölüm!”

Gerçekten de yıkılmış bir imparatorluÄŸun enkazından milli ve bağımsız bir devlet inÅŸa etmek için baÅŸka bir çözüm yolu yoktu. Atatürk’ün düşüncesi, baÅŸarısızlığa uÄŸramakla öteki kararlara boyun eÄŸmek arasında fark olmadığıydı. Dahası, Hükümet ve İstanbul basını AteÅŸkes AntlaÅŸması’nı överken, Mustafa Kemal dönemin Genelkurmay BaÅŸkanlığına bir rapor gönderdi. Raporda Büyük Osmanlı Devleti’nin, bu antlaÅŸma ile kendini hiçbir koÅŸula baÄŸlı olmaksızın düşmanlarına teslim etmeyi kabul ettiÄŸini, dahası ülkeyi ele geçirmesi için yardım ettiÄŸini söylüyordu.

Düşmanlar tarafından ölmeye mahkum bir hasta olarak görülen memleketin kurtuluÅŸu için artık Anadolu’ya geçerek Milli Mücadele bayrağını açmak bir zorunluluk haline gelmiÅŸti. İşte bu sıralarda, Hükümet Mustafa Kemal’in beklenmedik bir hareket yapmasından korkuyor ve Ona şüpheyle bakıyordu. Atatürk’ü İstanbul’dan uzaklaÅŸtırmak amacıyla, kendisine 9. Ordu MüfettiÅŸliÄŸi teklif edildi. Mustafa Kemal PaÅŸa, kendisine geniÅŸ imkanlar tanıyan bu görevi hemen kabul etti. Çünkü bu yetki ile Sivas’ta bulunan 3. Kolordu, Erzurum’daki 15. Kolordu’yu ve diÄŸer bazı askeri birlikleri kontrolü altına alabilecekti. Atama kararnamesi Takvim-i Vakayi’de yayımlandı.

Bu görev ve yetkileri alan Mustafa Kemal şu sözleri söylüyordu:

“Talih bana öyle uygun ÅŸartlar hazırlamıştı ki, kendimi onların kucağında hissettiÄŸim zaman ne kadar mutluluk duydum tarif edemem. Nezaretten çıkarken, heyecanımdan dudaklarımı ısırdığımı hatırlıyorum. Kafes açılmış, önünde geniÅŸ bir alem, kanatlarını çırparak uçmaÄŸa hazırlanan bir kuÅŸ gibiydim.”

Osmanlı Hükümeti Mustafa Kemal’i Ordu MüfettiÅŸi olarak buraya gönderirken, kendisinden, Anadolu halkının AteÅŸkes koÅŸullarına uymasının saÄŸlamasını istemiÅŸti. Çünkü bu bölgede Mavri Mira Cemiyeti adında, Pontus Rum Devleti kurma idealinde olan bir grup Türklere baskı yapıyor, onları bu bölgeden çıkarmaya çalışıyordu. Türk halkı da bunlara karşı üstün bir mücadele sergiliyordu. Aslında sadece Karadeniz Bölgesi’nde deÄŸil, ülkenin iÅŸgal altındaki her yerinde bir karşı koyma hareketi baÅŸlamıştı. Özellikle Yunanlıların İzmir’i iÅŸgali bu hareketlerin bir çığ gibi büyümesini saÄŸladı.

Mustafa Kemal PaÅŸa’nın düşünceleri ise, Hükümet’in görüşleri ile taban tabana zıttı. İstanbul’dan ayrılmadan önce gerçek niyetini bazı arkadaÅŸlarına ÅŸu sözlerle ifade etti: “Düşman süngüsü altında milli birlik olamaz. Ancak hür vatan topraklarında memleketin istiklali ve milletin hürriyeti için çalışılabilir. Bu gayeyi tahakkuk ettirmek üzere Anadolu’ya gidiyorum.” Sonunda Mustafa Kemal PaÅŸa KurtuluÅŸ Savaşı için ilk ve en önemli adımı atarak 16 Mayıs 1919 günü Bandırma vapuru ile İstanbul’dan ayrıldı. 19 Mayıs 1919′da Samsun’a ayak bastı ve üzerinde taşıdığı sıfatın avantajı ile kurtuluÅŸ planını gerçekleÅŸtirmek için hemen harekete geçti. Anadolu’nun çeÅŸitli yerlerine telgraflar çekiyor, mitingler ve gösteriler düzenliyordu. 21 Mayıs 1919′da Kazım Karabekir’e çektiÄŸi telgrafta şöyle diyordu:

“Umumî durumumuzun aldığı vahim ÅŸekilden pek müteessirim. Millet ve memlekete borçlu olduÄŸum en son vicdani vazifeyi yakından müşterek çalışma ile en iyi ÅŸekilde yerine getirmek mümkün olacağı kanaati ile bu son memuriyeti kabul ettim.”

Mustafa Kemal’in Samsun’a vardıktan sonraki birkaç gün içinde İstanbul’a gönderdiÄŸi telgraf ve raporlar, Hükümet ve iÅŸgalci İtilaf Devletleri görevlileri tarafından hoÅŸ karşılanmadı. Zira bunlar, onun milli iradeye dayanarak birliÄŸi yeniden saÄŸlamak için faaliyet göstereceÄŸinin ilk iÅŸaretleriydi. Milli Mücadele’nin ancak Atatürk gibi bir lider sayesinde baÅŸarıya ulaÅŸabileceÄŸi de bir gerçekti. İstanbul’a ulaÅŸan raporlardaki ifadeler, o sırada 38 yaşında bir general olan Mustafa Kemal’in siyaset bilimine iliÅŸkin engin bilgilerini de ortaya koymaktaydı.

Ülkenin her yanında olduÄŸu gibi İstanbul’da da mitingler düzenlenmeye baÅŸlanmıştı. İşgali protesto amacıyla okullar, maÄŸazalar ve bazı kuruluÅŸlar üç gün süreyle kapatılmıştı. Tüm bu geliÅŸmeler üzerine İstanbul’daki Hükümet Mustafa Kemal’i geri çağırdı.


 
Bu yazı Pazartesi, 02 Haziran 2008, 01:25 tarihinde Atatürk kategorisi altında yayımlandı. Bu yazıya yapılacak yorumlardan haberdar olmak için RSS 2.0 beslemesini kullanabilirsiniz. Yorum yapabilirsiniz, veya kendi sitenizden geri izleme yapabilirsiniz.